Bu Gece...

2014-04-24 09:02:00

Adı, değişmişti rüyaların bu gece, Gökyüzünü, odamın tavanında asılı bulmuştum, Şaşkınlık ele vermişti bütün bedenimi titremelerle, Penceremin kenarında kurumuştu bütün yeşiller, Salgın bir hastalıktı bekleyen kanamam, Aslında sade bir ömürdü yaşama çalıştığımız, Kim bilebilirdi ki günün aydınlanmayacağını, Sözlerin keskin bakışları mıydı huzuru kesen, Kızgın mıydı bu gece parlak bakışlılar, Belki yeminli, belki de manidar,  Ufukta açılmayan kırmızı bir mahzen, Ya da neydi bana zamansız ''sonbaharı'' getiren. Bekir ÇELEN...... Devamı

Bir Sabah...

2014-04-23 04:17:00

Bir Sabah... Yeryüzü, sabahın ilk ışıklarıyla yakmıştı meşalesini, Henüz suskundu başında renkli çadırları olan horozlar, Gökyüzü her zamanki gibiydi ''alımlı ve baskın'', Hissettiği felaketler örtüyordu mavinin aydınlığını, Cisimlerin dans ettiği zamanlardan uzaktı kırılmalar, Güneş, küskünlüğünü artırıyordu bakışlarıyla... Soğuk değildi her zamanki gibi rüzgarlar, Taşın ağırlığı, pamuktan yanaydı kimileri gibi, Pesbembe rüyalar görüyordu bazı çocuklar, Fırtına, önce dokunmuştu kalplere tehetsiz, Ve yine bakışlar küskün, ağırbaşlı, En önce aydınlandı sokaklar ve parklar, İlk ekmeğin kokusu vardı dudaklarda, Çayın rengi derdestti bu sabah, Su bir başka akıyordu musluktan, Aslında karanlıktı herşey bakışlarında, Bugün farklı değildi zamanlardan, Sadece ''Bir Sabah''...Bu sabah.... Bekir ÇELEN Devamı

Durum

2014-04-17 08:05:00

Durum..... Hani! Yakındı sonsuzluk ve bakışlarındaki puslu vadi, Ya da elleriydi avuçlarının içini saklayan,  Dermanın bir kabza nefer olduğu zamanlardı, Kim bilir ne trajedi ne de gamdı.... Söz ya da ona benzer bir şeydi verdiğin, Tutulması güç idi nefsinden sızmaların, Damla damla akıyordu inine zehrin, Güvenim, sabrım ve neşr edişlerin..... Hani'ler vardı hayatında uzun soluklu, Başkalaşmanın kirpiklerindeki kır saçlı duruşu, Beyaz pamuk ellerde gizli idi sadeliğin, Özledim ya! Sadece belli etmek istemedim..... Bekir ÇELEN Devamı

İletişemedik....

2014-04-16 00:12:00

İletişim ne mi demek.  Aslına bakarsanız bende bi haberim ne olduğuyla alakalı. Kurmayı bilmediğimiz hatta neye yaradığı hakkında fikrimiz olmayan bir konuda dayatma yapıyoruz etrafımıza. Ne ki bu iletişim kurmak. Kendi kumral deyimimle iletişmek.  Zamanla daha iyi anlıyor insan çevresiz ve çehresiz olunmayacağını. Bu küçük evrende konuşmadan yapılamayacakların farkına varıyor. İletişim kurmak anlaşmaktan ya da anlatmaktan geçmiyor. Onun yolu daha aydınlık sanki. Sadece konuşmaya dayalı olmadığını varsayıyorum.  Bildiklerim yolumu ne kadar aydınlatıyor veya ne gibi yararları var. İletişim bunun neresinde devreye giriyor. Şimdilerde iletişim planları yapılıyor. Biz bilmiyormuyuz iletişim kurmayı ki planlar yapılıyor. Biz eskiden ruhsuz muyduk ki şu an boş bedenlerimize ruh katmak için türlü oyunlar çıkıyor. Sorun dalgın olmamız değil sorun dalgınlığımızı kabul etmiyor olmamız. Kendimizden başka düşünecek birşey olmadığına inanmamız.  Sabah kalktığımızda ilk yaptığımız şeyin kendimizle alakalı olması. Tüm gün hareketlerimizi sadece kendi bakış açımızla tasarlıyor olmamız.  Evet bütün bunlardan sonra kendimizle iletişiyoruz diyebilirim. Kendimizle iletişim kurmayı çok iyi beceriyoruz. Faydamıza olan herşeyde ve her durumda iletişmek bizim için kolay hale geliyor.  3. şahısların olduğu bir zaman diliminde nedense kapatıyoruz makinalarımzıı ve algımızı.  Ne yani bu işi bilmiyor muyuz. Elbette herşeyden daha iyi biliyoruz ama işimize gelmiyor.  Devamı

Sadece Onlardan Biri

2014-04-14 19:51:00

Sadece Onlardan Biri Ellerim avuçlarında can bulmalıydı küstahça Ya da aklımla zikretmeliydim seni karanlık dehlizlerde Düşünmeden, umarsamadan ve hatta arkama bakmadan yaşamalıydım Bir buketin ayrılan renkleri olmalıydık sadece Çok şey değildi beklentilerim ve isteklerim Her bir hayalimde daha çok uzuyordu yollar Her bir ayak sürtüşmesi farklı yollara ayrılıyordu Zaman sadece önümde durmakla kalmıyor, saldırıyordu Acımasızdı, ilerliyordu beni arkasında sürükleyerek Yetişemedim. Yakalamak bir yana, duramadım karşısında korkusuzca Hani derler ya! Neden kovalamaktan vazgeçmeli zamanı? Sözler daha keskin olmaya başladı Her bir kelime, her adımda, daha keskin, daha inatçı Ustura kabiliyetinde boğazıma düğümlenen  ses dizileri Kimimiz gibi bir anlamda. Sarfettiğimiz ve bağlamakta zorlandığımız çenemiz Evet verilmesi gereken cevap belliydi.  Bütün bunların en keskini hecelerimiz, kendimiz,  Saygısız ve düşüncesiz bakışlarımız.  Yok ettiğimiz insanlığımız. Kör olan gözlerimiz, Durmayan ayaklarımız ve açlığımız Bitmek bilmeyen kötü hissiyatımız, Zorluklar karşısında amiyane duruşumuz, Ağaran saçlarımız, kararan gözlerimiz ve yaşlanan bedenimiz. Sonunu getiremediğimiz kelimelerimiz, anlamlarımız. Ve işte buda sadece onlardan bir tanesi....                                                    Bekir ÇELEN    ... Devamı

Sorunlarımız, sorularımız....

2014-03-18 23:18:00

En önemli varsayımlar hayatla ilgili olmaktan çıkalı epey oldu. İnsanlar sabır değirmeninde beklemekten sıkılmış olacaklar ki dönülecek köşe arıyorlar. Kimi bedbahtlığın verdiği hüznü yaşamak kimi de değirmenden akan suyun tadına bakmak peşinde.  Çoğumuz anlam veremiyoruz bu memba koşuşturmacaya. Halk türküleri gibi bir yerde imajımız kayboluyor. Anonim sözlere tamah edip yanlışın peşinden gidiyoruz. Bu akıl almaz durumu durmadan sahipleniyoruz.  Peki madem! Yaşamın koşuşturmacası, rekabet, özgürlük, insanlık, hissiyat, yardımlaşma, iyilik, anlaşma, kişisel gelişim, iletişim vb ve daha niceleri. Hayatı hep kazanmaktan yana oynuyoruz. Göz ardı ettiklerimizle birlikte aslında hep sıfırdan başlıyoruz. Oyunun istediğimiz gibi gittiğini zannederken, sonunda onun istediği gibi olduğunu farkediyoruz.  Sonuç: Geriye bir dönüş ve yitip giden bütünler. Sahip olduğunu zannettiklerin ve asla kaybolmayacağını düşündüğün herşey. Öz eleştiri yapmalıyız. İlerdeyken gerileri hesap etmeli ama dönmemeliyiz. Düşüncelerimizi atfederken zamansızca, bekletmeliyiz bazen kimilerini dağarcığımızda.  Sorunun kaynağı belki anti empati belki bencillik. Ya da güce olan saygımız veya kendimize olan saygısızlığımız.  Bulmaya çalışmalıyız.... Bekir ÇELEN Devamı

UNUTMAK VE ÖZLEMEK.....

2013-11-03 10:41:00

Özlem duyuyorum geçmişime..... Yaslandığım kayalara, gölgesinde uyuduğum ağaçlara özlem duyuyorum. Minik gözlerimi yumduğumda gördüğüm rüyalara özlem duyuyorum. Okuldan gelince aşık olduğum oyunları oynamaya ve aç kalınca anneme olan çılgınlığıma özlem duyuyorum.  Satır aralarında kaybettiğimiz binlerce hayat, sirkelendi de rafa kalktı anlaşılan. Unutuyoruz. Bizim olan herşeyi bizden daha çok seven başkalarını unutuyoruz. Susadığımız bütün umutlarımızı bir başkalarına devrederek, başkasının hayatını önemsiyoruz. Çoğu zaman kendi hayatımıza geç kalıyor ve manidar bahaneler üretiyoruz.  Üstesinden gelebileceğimiz problemleri halletmekten çok üstünü örtüyoruz. Aslına bakarsanız bütün bunlar bizlerin eseri. Dünyayı anlamaya çalışmıyor, onu yaşanılacak kılan herşeyi de mahvediyoruz. Sadece kendimiz için olan anlık zevklerimizin kölesi oluyoruz. Öz eleştiri yapmak bir yana, başkaları hakkında konuşmayı, karalama kampanyası başlatmayı çok iyi beceriyoruz.  Zor olana değil, olabileceğe yönelerek sömürgeciliğin tarihine adımızı altın harflerle yazdırıyoruz. Hepimiz birbirimizi kullanıyoruz. Topuklarımızın arkasını kazmaktan önümüze bakmak aklımıza gelmiyor.  Bizler nasıl insanlarız ki doymuyor, ölmüyor, anlamıyor, düşünmüyor, saymıyor, sevmiyoruz.... Saçma sapan yaşam hikayelerini ve hiç olmayacak zevkleri hayal dünyamızda canlandırıyor, bize gösterilenin esiri olarak kendimizi unutuyoruz.  Herşey çok basit aslında. UNUTUYORUZ.... ÖZLEMİYORUZ.    Devamı

GECE GECE BU DA NE......

2013-10-21 23:10:00

12 yaşında bir çocuk. İnce saçları saman balyaları gibi her zaman yanmaya hazır. Yüzünde 70 yaşında birinin kıvırcıkları. Elleri nasırlı, gözleri kara. Dumanlı bakan bir çift göz. Deli derlerdi adama o yaşlarda. Hayat yükünü verip kaçmış uzak diyarlara. Ben henüz başım göğsümün üstünde dağ bayır geziyorum. Hayat mı ? O ne ki!!!!  Benim bağlayıcılığım ailem ve okumakta olduğum bir kaç söz. Belirsiz alışkanlıkların orta yerinde bir dünya.... Kimimiz Sağından heyelan beklerken soldan gelen toprak kayması ta temelden sarsar adamı. Dümdüz olursun da aklın yerinden çıkar. Yine de salıvermezsin dünyaya aşırılıklarını....... İçinden 12 yaşında çocuk olmak gelir de anlam vermemek istersin yaşam denen çarka. Aslına bakarsan 12 yaşındasın. Çark dönmüş de dönmüş. Hiç durmamış zaman senin için. Yükün ağır, yolun taşlı ve dikenli. Çabuk eskitmiş bir 12 yıl seni. ..... Durmak yok yola devam... Zırhın kalbin, cesaretin yüreğindeki iman olmuş. Dört duvar arasına gizlenmek gibi bir acizliği yaşamamışsın. Alnından eksilmeyen dalgalar ince ince kıyılmış da akar olmuş içine içine. Çeker ya bu deli gönül. Kime ne çeker, kime ne eker. Toprağı bol olan kalbine sevgi, merhamet, adalet, başarı, kardeşlik, zenginlik ve Allah korkusu eker..... Durma be acizliğin amiyane türküsü. Sende söyle acı acı nağmelerini. Kulaklarımız işitmedim demesin son nefes divanında. Gözlerimiz koklamasın , kulaklarımız görmesin........Tersine dönen dünyanın en kötü hali ruh alsın meydanda canice...    YOK YOK BU BÖYLE OLMA. İNADINAGÜLSÜN SEVDAM YAŞAMAKTAN KORKMADAN. İNADINA GÜLSÜN GÖZLERİN HAYAT DENEN ÇARKA NİSPET........ Devamı

FELSEFİ HİKAYELER

2013-10-21 22:48:00

FELSEFİ HİKAYELER   PARADIGMA   Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaslı bir hanim, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini acıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta cani o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artik anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mi. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane,kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bolmuş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; KENDI KURABIYE PAKETI, HIC ACILMAMIS OLARAK CANTASINDA DURMUYOR MU ! MEGER, ADAMIN KURABIYESINI YIYORMUS. Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken,elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz. Covey bu örnekleri ; ayni enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler, diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor. Einsteinin bir sözünü anımsatıyor.Karsılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz. Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, sorunların içinde kaybolmak yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp,sorunl... Devamı

FELSEFİ HİKAYELER

2013-10-21 22:46:00

PARADIGMA Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaslı bir hanim, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini acıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta cani o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artik anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mi. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış,... ...Kaynak : aslimyanik.blogcu.com Devamı

FELSEFİ HİKAYELER

2013-10-21 22:45:00

PARADIGMA Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaslı bir hanim, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini acıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta cani o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artik anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mi. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış,... ...Kaynak : aslimyanik.blogcu.com Devamı

GERÇEKTEN BOŞUNA

2013-08-31 11:04:00

Bazen insanları anlamaya çalışıyorum. En başta kendimi anlamaya çalışıyorum. Fikirlerimin karamsar bakışlarını zihnimde canlandırmak zor olmuyor. Lakin bir boşluk hissediyorum beynimin derin çukurlarında. Dalgaların kıyıya vurması nasılsa aklımdakilerin de kalbime çarpması o denli oluyor.  Şiddetli ve korkarcasına bir çarpıntı alıyor içimi. Sorunlarla başa çıkmak bir yana daha sorunlarımın ne olduğunun farkına varmış değilim. Anlatmaya çalışsam kelimeler arkamdan kovalarmış gibi geliyor. Güpegündüz boğuluyorum gecenin karanlığında. Duygusuz ve hissiyatı olmayan biri değilim. Öyle olduğumu düşünmüyorum. Bazen vicdanım herşeyden daha çok acıtıyor içimi. Muhakeme kabiliyetimi yitirmiş olsam da düzgün kararlar almakta zorlanmıyorum. Kimi zaman sadece dinlemeye bırakıyorum kendimi. Çoğu zaman duymuyor ya da duymak istemiyorum.  Hayatın bana biçtiği birkaç rolden ibaret görmüyorum kendimi. Elbette bir gerçek var, üstesinden gelmem gereken bir ''ben'' var. Ama henüz o ''ben''i bulduğumu da düşünmüyorum. Çevremde olan biteni gözlemlerken arıyorum kendimi. Bana ait olan karakterin özelliklerini saptamaya çalışıyorum çoğu zaman.  Bütün bunları aynı zamanda yaşarken bir de zamanın geçtiğinin farkında olmamak var. Yitip giden koskoca bir zamanı arkamda bırakıyorum. Geçmişimle yüzleşmekten korkmuyorum ama geleceğe yönelik de birşey yapmıyorum. Bugünü olduğu gibi yaşayıp bir diğer güne uyananlardan biriyim.  Her zaman olduğu gibi kendi kendimi tanımaya çalışmanın yollarını arıyorum. Kendimi tanımaya çalıştığım her an aynı zamanda hayal ettiğim anlar oluyor. Ne zaman bunu yapmaya kalksam ya düşünemiyor ya da olmak istediğim kişiyi... Devamı

HEVES DER GEÇERİM...

2013-07-22 02:10:00

Düzensiz fikirlerden oluşan beyinlere fırsat vermek istiyorum. Kim bilir belki bende onlardan biriyimdir. Zamansız çıkışlara anlam veremiyorum. Yoklukta düze çıkabilecek kadar dert sahibi olanların kaygılarını ve bu kaygıların onları frenlemesini garipsiyorum. İnsanlar sadece çıkarları uğruna yaşayan, günlük hayatı bu çıkarlar uğruna organize eden hareketli varlıklardan ibaret gibi geliyor bana. Bizim oralarda ''çökelek peyniri'' vardır. Bastırıldıkça daha korunaklı ve daha lezzetli olacağı söylenir. Şöyle bir bakıyorum kendime, bizim neremiz benziyor bu peynire diye. Tabi görünen o ki kimse farkında değil anlamsızlaştırıldığının ve yok sayıldığının. Herkes halinden memnun ve farklı değil. Hepimiz insanız elbet. Konuşmaya bayılırız. Fakat bizim konuşmalarımız hep olmayacak yerdedir. Konuşulması gereken yerde susar, sessiz olunucak yerde konuşuruz. Birbirimize üstünlük göstereceğimiz zaman hepimizin söylemlerinde bir ortaklık oluşur. ''Daha dünkü çocuk'' diye bahsederiz küçümsediklerimize. Farlı olamayız, üretemeyiz. Bence farkındalık yaratmak için insanın çok fazla kalıpları yıkmasına gerek yok. Çünkü temelde hepimiz aynıyız. Farklı olmak, çok az çabayla elde edilebilecek bir olgu. Küçükken büyümeye heves eder, büyüyünce kahrederiz. Elma şekeri isterken çıkan isyanımız bugün sadece sessizliğe bırakır kendini.Bilinmezin içindeyiz ya da öyle mi hissediyoruz. Her neyse Kafa karıştırmaya çok gerek yok. Sonuçta aynıyız, aynayız, sayıları çok ama çok fazla olan benzer mahlukatız. Nokta (.)' nın dahi bir haysiyeti var dimi. O kadarcık olursak belki azımsarım insanlığımızı.  ... Devamı

alexander rybak

2013-06-14 11:21:00

www.izlesene.com ...Kaynak : ireyka.blogcu.com ...Kaynak : melikebozkurt.blogcu.com Devamı

Can Sıkıntısı!!!!!!!!!

2013-06-14 11:09:00

Dünyanın yaşayan bir metabolizması ve onun işleyişini sağlayan çarkları var. Nihayi olarak biz bu çarkın ana kalbiyiz. İnsanlığın varoluşundan bugüne dek süre gelen zaman da evrimleşmiş, çeşitlenmiş ve değişmiş olabiliriz. Günümüz dünyasında ayırt edemediğimiz varlıklar ve bunların içinde bizatihi insanlar var.  Herşey olup biterken ve dünün bugününü zehir ederken, hayatı tekrara almayı başarabilen tek canlıyız. Kalbi duyguların önünde duran duvarları yıkmayı beceremiyoruz. Öyle bir hal aldı ki bu durum, izlemeyi ve izletmeyi meziyet edinmekten başka birşey yapmıyoruz. Genel manada değerlendirdiğimizde görünen o ki hepimiz yalnızlaşmış, kalıplaşmış ve durağanlaşmış bireyleriz.  Ben merkezcilikten kurtulamadığımız gibi, beyhude davranış ve tavırlarımızdan da kaçmıyoruz. En iyi bildiğimiz şey sorunlarımızın üstüne üstüne gitmek. Bu durum başta iyi birşey gibi görünebilir. Fakat zamanla üzerine gittiğimiz şeyin bize ait olmadığını gördüğümüzde bütün çabalarımız boşa çıkmış oluyor. Öyle ki hiçbirşeyi sahiplenmemek ve asıl sahibini bilmek lazım.  Sonbahar yaklaşmaya başladığında çiçekler, böcekler, ağaçlar ve kuşlar birbirlerinden özür dilerler ve son demlerini yaşayan dönemlerini sevinçle kutlarlarmış. Bizler her mevsimi acıyla taçlandırmayı kolumuza meslek olarak takmışız. Gönüller kurumuş, içlerimiz çürümeye mahkum edilmiş ve hala dünyeviyatımızda kopan sonbaharın farkına varmamışız.  Karamsarlığın Umutla dolu olduğu birkaç ''yüzü''müzle savaşıyoruz. Bakmak , görmek, algılamak ve zamanı en iyi şekilde değerlendirmek dileğiyle............. Devamı

AYNI HECENİN İKİ TEKRARIYDIN SEN... CANIM BABAM....

2013-06-10 00:45:00

AYNI HECENİN İKİ TEKRARIYDIN SEN... Bakışların içimi asıtır ve beklentilerim gün aşırı çoğalırdı. Kurşun gözlerin vardı, suskun yüreğime nağme salan, ismimi kulağıma okuyan, duyduğum ilk hecemdin. Aynı hecenin, iki tekrarıydın sen....   Kapı aralığından, seni dinlerdim saatlerce, söz geçiremediğim kalbim, çarpardı usul usul... Durdurulamayan iki heceydi yüreğimde çarpan aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Dudakların birbirine değer titreşimini hissederdim. Aldığın nefesin mağrur süzülüşü çarpardı kalbime. Son sözlerindi, son sözlerim içimde haykıran Aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Odamın ışığı yanar bütün gece sana bakardım. Gördüğüm, duyduğum, her şeyde seni arardım. Güneş parmaklarını sürünceye dek beklerdim sessizce, aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Yaşlı gözlerin yüreğime derdest olur, uykum kaçardı. Hani sabah ezanı bana seslenişin vardı ya -''hadi oğlum kalk, bak sabah oldu'' gözlerimi kısarak sana bakardım. Kalbimden sana uzanan tek bir hecenin sesi aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Hep isterdim ellerinden tutmayı,ellerinle yüreğimi okşamanı, En uzun, en anlamlı nutukları gözlerinden okurdum. Olmanı arzu ettiğim bir masaldın benim için, aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Varlığında sana hissettirdiğim acılarda kayboldum. Yokluğuna alışmak ölmekten beter mi beter. Şiiirler, sözler, yazılanlar, çizilenler ve hepsi, aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Bitmeyen şarkımın en anlamlı sözleriydin, Kırdığım vazonun en değerli parçaları gibi, Hatırlar mısın BABAM sana ''Baba'' '' diye seslenişimi, A... Devamı

Bir tutam sevgi ve onun dünyası...

2013-06-10 00:38:00

Yaşamla ölüm arasında gidip gelmek gibi bazen yaşamak.  Ya da nefesini matem edip dolaştırmak bütün âlemde.  Tesadüflerin dahi ket vurduğu ömrümüzün mizacı bozuk tahtası. Ve zerrece düşmeyen tanelerimiz. Ömrümüzün büyük bir kısmını heba eden kardan bir zakkum.  Beklenmedik bir bozuntu ve ardından yaşanan sıcak gelişmeler.  Televizyondaki son dakika haberlerine benzeyen acelecilik. Her zamanki karanlık gün ve ezanla gelen ilk ışıklar Nedensiz bekleyen bir güvercin sığmaz dünyaya körpece Alışılmadık beklenmedik ve kıpkırmızı bir yaşamak. Boyanmış elleri zahire açılan kapıda Sonun başlagıcı ve bu bir amaç Sona doğru giden yolda şu iki amaç Bir dilim ekmek ve onun kavgası Bir tutam sevgi ve onun dünyası Devamı

ÖZ ELEŞTİRİM...

2013-06-10 00:30:00

                Farklılıkların dünyayı değiştimenin olanaklı hale geldiği bir dönemde ortaya çıkması ve kaçınılmaz sonun yaklaşması ne gariptir. Düşüncelerimde bulduğum hüznün içten içe mavi bir deniz misali köpürdüğünü görmek acı bir tebessüm olsa gerek.                 Gözlerime inen perdenin rüzgarla savrulan ucundan gördüğüm kadar  olan hayat, belki anlaşılmazın içinde kaybolan bedbaht fikirler, belki de hiçlikte boğulan uçsuz bucaksız çöl gibiyim. Zatıalinin kurumuş bir yaprak gibi savrulan bedenine dokunamadan kaybolan su damlası misali, ininden çıkan kurt gibiyim.                Serzenişim biçare gönlümden dökülen üç beş nağmeden ibaret olsa da dönen çarkın dişlileri gibi çarpışan ve alev alev yanan kor gibiyim. Gibiyim fakat aslında ne olduğumunda farkında değilim.               İnsan önce kendini bilmeli , tanımalı ve anlamalı. Kendisinden  bir şey almayan insan başkasına ne verebilir ki. karmaşık duygular içinde olabilirim. sözlerim anlaşılmaz ya da kavranmaz olabilir. açlıktan susayan insan gibi de olabilirim. hem aç hem de susuz  kalabilirim.             Bugünün yarının ya da bir başka günün bi anlam ve önemi yok sanırım. Rutinleşen yaşamların sıkıcı gemiciklerinden bir tanesine atladım ve seyir halindeyim.               Bu benim  kendime ait ve be... Devamı