Masallarda Hayvanlar...

2014-05-20 18:34:00

İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana anlatılır masallar her birimize. Bizim öykülerimizde insanlık adına oluşturulan vasıflar, ders niteliğinde hayvanlar örnek gösterilerek anlatılır yine bizlere... Kurnaz Tilki, Tembel Cırcır Böceği, Akıllı Karga ve daha nice vasıflarımızı en harika ölçüde yerine getiren canlılar... Her birimiz biliriz ki insanlar birbirlerine varoluştan bu yana anlatamamıştır derdini. Mutlaka olmalıdır her hikayenin ana karakteri... Merak ediyorum ve soruyorum. Bizler neden başkaca bir canlıya ihtiyaç duyuyoruz? Neden alışılmadık tavırlar üzerine savruluyoruz? Kolayı varken yürümenin, neden zor olanını seçiyoruz? Belki hepimiz hesaba çekiyoruz kendimizi. Düzeltmeye uğraşıyoruz çoğu zaman. Sonra olmuyor' farkına varıyoruz. Sığınacak bir öykü daha buluyoruz. Ve anlatmaya başlıyoruz aslında kendimizi. Düşündümde :  ''Eğer bizler insan olmanın gereklerini yerine getirip anlaşmazlıklarımızı çözebilseydik, masallarda onlar olmaz, Onlar diye bahsettiklerimizin de bizlere birşeyler anlatmasına gerek kalmazdı.'' Bekir ÇELEN ... Devamı

İletişemedik....

2014-04-16 00:12:00

İletişim ne mi demek.  Aslına bakarsanız bende bi haberim ne olduğuyla alakalı. Kurmayı bilmediğimiz hatta neye yaradığı hakkında fikrimiz olmayan bir konuda dayatma yapıyoruz etrafımıza. Ne ki bu iletişim kurmak. Kendi kumral deyimimle iletişmek.  Zamanla daha iyi anlıyor insan çevresiz ve çehresiz olunmayacağını. Bu küçük evrende konuşmadan yapılamayacakların farkına varıyor. İletişim kurmak anlaşmaktan ya da anlatmaktan geçmiyor. Onun yolu daha aydınlık sanki. Sadece konuşmaya dayalı olmadığını varsayıyorum.  Bildiklerim yolumu ne kadar aydınlatıyor veya ne gibi yararları var. İletişim bunun neresinde devreye giriyor. Şimdilerde iletişim planları yapılıyor. Biz bilmiyormuyuz iletişim kurmayı ki planlar yapılıyor. Biz eskiden ruhsuz muyduk ki şu an boş bedenlerimize ruh katmak için türlü oyunlar çıkıyor. Sorun dalgın olmamız değil sorun dalgınlığımızı kabul etmiyor olmamız. Kendimizden başka düşünecek birşey olmadığına inanmamız.  Sabah kalktığımızda ilk yaptığımız şeyin kendimizle alakalı olması. Tüm gün hareketlerimizi sadece kendi bakış açımızla tasarlıyor olmamız.  Evet bütün bunlardan sonra kendimizle iletişiyoruz diyebilirim. Kendimizle iletişim kurmayı çok iyi beceriyoruz. Faydamıza olan herşeyde ve her durumda iletişmek bizim için kolay hale geliyor.  3. şahısların olduğu bir zaman diliminde nedense kapatıyoruz makinalarımzıı ve algımızı.  Ne yani bu işi bilmiyor muyuz. Elbette herşeyden daha iyi biliyoruz ama işimize gelmiyor.  Devamı

Sorunlarımız, sorularımız....

2014-03-18 23:18:00

En önemli varsayımlar hayatla ilgili olmaktan çıkalı epey oldu. İnsanlar sabır değirmeninde beklemekten sıkılmış olacaklar ki dönülecek köşe arıyorlar. Kimi bedbahtlığın verdiği hüznü yaşamak kimi de değirmenden akan suyun tadına bakmak peşinde.  Çoğumuz anlam veremiyoruz bu memba koşuşturmacaya. Halk türküleri gibi bir yerde imajımız kayboluyor. Anonim sözlere tamah edip yanlışın peşinden gidiyoruz. Bu akıl almaz durumu durmadan sahipleniyoruz.  Peki madem! Yaşamın koşuşturmacası, rekabet, özgürlük, insanlık, hissiyat, yardımlaşma, iyilik, anlaşma, kişisel gelişim, iletişim vb ve daha niceleri. Hayatı hep kazanmaktan yana oynuyoruz. Göz ardı ettiklerimizle birlikte aslında hep sıfırdan başlıyoruz. Oyunun istediğimiz gibi gittiğini zannederken, sonunda onun istediği gibi olduğunu farkediyoruz.  Sonuç: Geriye bir dönüş ve yitip giden bütünler. Sahip olduğunu zannettiklerin ve asla kaybolmayacağını düşündüğün herşey. Öz eleştiri yapmalıyız. İlerdeyken gerileri hesap etmeli ama dönmemeliyiz. Düşüncelerimizi atfederken zamansızca, bekletmeliyiz bazen kimilerini dağarcığımızda.  Sorunun kaynağı belki anti empati belki bencillik. Ya da güce olan saygımız veya kendimize olan saygısızlığımız.  Bulmaya çalışmalıyız.... Bekir ÇELEN Devamı

GERÇEKTEN BOŞUNA

2013-08-31 11:04:00

Bazen insanları anlamaya çalışıyorum. En başta kendimi anlamaya çalışıyorum. Fikirlerimin karamsar bakışlarını zihnimde canlandırmak zor olmuyor. Lakin bir boşluk hissediyorum beynimin derin çukurlarında. Dalgaların kıyıya vurması nasılsa aklımdakilerin de kalbime çarpması o denli oluyor.  Şiddetli ve korkarcasına bir çarpıntı alıyor içimi. Sorunlarla başa çıkmak bir yana daha sorunlarımın ne olduğunun farkına varmış değilim. Anlatmaya çalışsam kelimeler arkamdan kovalarmış gibi geliyor. Güpegündüz boğuluyorum gecenin karanlığında. Duygusuz ve hissiyatı olmayan biri değilim. Öyle olduğumu düşünmüyorum. Bazen vicdanım herşeyden daha çok acıtıyor içimi. Muhakeme kabiliyetimi yitirmiş olsam da düzgün kararlar almakta zorlanmıyorum. Kimi zaman sadece dinlemeye bırakıyorum kendimi. Çoğu zaman duymuyor ya da duymak istemiyorum.  Hayatın bana biçtiği birkaç rolden ibaret görmüyorum kendimi. Elbette bir gerçek var, üstesinden gelmem gereken bir ''ben'' var. Ama henüz o ''ben''i bulduğumu da düşünmüyorum. Çevremde olan biteni gözlemlerken arıyorum kendimi. Bana ait olan karakterin özelliklerini saptamaya çalışıyorum çoğu zaman.  Bütün bunları aynı zamanda yaşarken bir de zamanın geçtiğinin farkında olmamak var. Yitip giden koskoca bir zamanı arkamda bırakıyorum. Geçmişimle yüzleşmekten korkmuyorum ama geleceğe yönelik de birşey yapmıyorum. Bugünü olduğu gibi yaşayıp bir diğer güne uyananlardan biriyim.  Her zaman olduğu gibi kendi kendimi tanımaya çalışmanın yollarını arıyorum. Kendimi tanımaya çalıştığım her an aynı zamanda hayal ettiğim anlar oluyor. Ne zaman bunu yapmaya kalksam ya düşünemiyor ya da olmak istediğim kişiyi... Devamı

AYNI HECENİN İKİ TEKRARIYDIN SEN... CANIM BABAM....

2013-06-10 00:45:00

AYNI HECENİN İKİ TEKRARIYDIN SEN... Bakışların içimi asıtır ve beklentilerim gün aşırı çoğalırdı. Kurşun gözlerin vardı, suskun yüreğime nağme salan, ismimi kulağıma okuyan, duyduğum ilk hecemdin. Aynı hecenin, iki tekrarıydın sen....   Kapı aralığından, seni dinlerdim saatlerce, söz geçiremediğim kalbim, çarpardı usul usul... Durdurulamayan iki heceydi yüreğimde çarpan aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Dudakların birbirine değer titreşimini hissederdim. Aldığın nefesin mağrur süzülüşü çarpardı kalbime. Son sözlerindi, son sözlerim içimde haykıran Aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Odamın ışığı yanar bütün gece sana bakardım. Gördüğüm, duyduğum, her şeyde seni arardım. Güneş parmaklarını sürünceye dek beklerdim sessizce, aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Yaşlı gözlerin yüreğime derdest olur, uykum kaçardı. Hani sabah ezanı bana seslenişin vardı ya -''hadi oğlum kalk, bak sabah oldu'' gözlerimi kısarak sana bakardım. Kalbimden sana uzanan tek bir hecenin sesi aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Hep isterdim ellerinden tutmayı,ellerinle yüreğimi okşamanı, En uzun, en anlamlı nutukları gözlerinden okurdum. Olmanı arzu ettiğim bir masaldın benim için, aynı hecenin iki tekrarıydın sen...   Varlığında sana hissettirdiğim acılarda kayboldum. Yokluğuna alışmak ölmekten beter mi beter. Şiiirler, sözler, yazılanlar, çizilenler ve hepsi, aynı hecenin iki tekrarıydın sen....   Bitmeyen şarkımın en anlamlı sözleriydin, Kırdığım vazonun en değerli parçaları gibi, Hatırlar mısın BABAM sana ''Baba'' '' diye seslenişimi, A... Devamı

ÖZ ELEŞTİRİM...

2013-06-10 00:30:00

                Farklılıkların dünyayı değiştimenin olanaklı hale geldiği bir dönemde ortaya çıkması ve kaçınılmaz sonun yaklaşması ne gariptir. Düşüncelerimde bulduğum hüznün içten içe mavi bir deniz misali köpürdüğünü görmek acı bir tebessüm olsa gerek.                 Gözlerime inen perdenin rüzgarla savrulan ucundan gördüğüm kadar  olan hayat, belki anlaşılmazın içinde kaybolan bedbaht fikirler, belki de hiçlikte boğulan uçsuz bucaksız çöl gibiyim. Zatıalinin kurumuş bir yaprak gibi savrulan bedenine dokunamadan kaybolan su damlası misali, ininden çıkan kurt gibiyim.                Serzenişim biçare gönlümden dökülen üç beş nağmeden ibaret olsa da dönen çarkın dişlileri gibi çarpışan ve alev alev yanan kor gibiyim. Gibiyim fakat aslında ne olduğumunda farkında değilim.               İnsan önce kendini bilmeli , tanımalı ve anlamalı. Kendisinden  bir şey almayan insan başkasına ne verebilir ki. karmaşık duygular içinde olabilirim. sözlerim anlaşılmaz ya da kavranmaz olabilir. açlıktan susayan insan gibi de olabilirim. hem aç hem de susuz  kalabilirim.             Bugünün yarının ya da bir başka günün bi anlam ve önemi yok sanırım. Rutinleşen yaşamların sıkıcı gemiciklerinden bir tanesine atladım ve seyir halindeyim.               Bu benim  kendime ait ve be... Devamı

MAHKEME

2012-09-22 11:28:00
MAHKEME |  görsel 1

Mahkeme!.. Davanın adı: Balyoz zaten… * Mahkeme: TBMM iki ay önce kapattı… Dün o mahkeme karar verdi size… * Salon: Cezaevinin içi… Yer bulamadılar… Baktılar memlekette tarla kalmamış, hapishanenin içine koydular… Hapisten kaçsan mahkemedesin, mahkemeden kaçsan hapistesin… * Yargıçlar: Duruşma başlamadan bir gün önce hâkim değiştirildi… Yetmedi; arada tahliye kararı veren hâkimleri görevden aldılar… Mahkeme başkanı, tahliye yönünde oy kullandığı için baskı altına alındığını oturup karara yazdı, baktılar ki yorulmuş, emekli ettiler… * Sanıklar: Bir ordu… Orgeneraller, tümgeneraller, tuğgeneraller, ordu komutanları, kuvvet komutanları, albaylar, yarbaylar, çok sayıda subay… Bir tek o zamanki komutanları yok… Hilmi Özkök Paşa “Kasaptaki ete soğan doğramam” diyerek, fırında güveç tarifinden hareketle yırttı… Mahkemeye çağırıp sormadılar bile: “Senin bu ordunun hepsi mi vatan hainiydi?..” O da zaten yanıtlardı: “Olmayan lokmaya ağzımı açmam…” * Hukuk mantığı: Fazlasıyla vardı… Onun için mahkeme çağırınca, yurtdışından ilk uçağa atlayıp 34 saat yol gelen subayı görür görmez “Yurtdışına kaçar” diye anında tutukladılar… O yiğit asker, yurtdışından karısına telefon açmıştı: “Az daha uçağı kaçıracaktım…” * Deliller: Nedense devletin polisi, istihbaratı getirmedi… Bir gazeteci bavul içinde getirdi, baktılar ki delilmiş… İçinde yok yok… Diyelim ki 2003 yılında yazılmış belgede, 2007 yılında adı değiştirilmiş sokağın yeni adı var… 2003 yılında adı geçen şirket ise beş sene ... Devamı